Geleneksel Türk kültürünün en vazgeçilmez ritüellerinden biri olan aşure geleneği, her yıl Ağustos ayının başlarında başlamasıyla birlikte bu yıl da birçok ailede ve toplumda heyecanla karşılanıyor. Kısaca aşure, İslam’ın önemli figürlerinden olan ve birçok inanca göre farklı anlamlar taşıyan Nuh Tufanı’ndan sonra yapılan ilk tatlı olarak bilinir. Azalarak da olsa belli yerlerde kutlanan bu gelenek, özellikle Eylül ayı boyunca çoğu camide, dernekte ve evde pişirilen aşureler ile anılmaktadır. Aşure geleneği, sadece lezzetli bir tatlı sunmakla kalmayıp, toplumun bir araya gelmesini sağlayan, dayanışma ruhunu pekiştiren bir etkinlik olarak da öne çıkıyor.
Aşure, kökleri çok eskiye dayanan ve Türk tarihinde İslam öncesi dönemlere kadar uzanabilecek bir gelenektir. Nuh (a.s) peygamberin, tufandan kurtulanlarla birlikte yaptığı aşure, kelime anlamı olarak "on" anlamına gelir. Bu bağlamda, aşure zamanı, toplumdaki birlik ve beraberliği pekiştiren bir döneme işaret eder. Aşure Günü, Muharrem ayının 10. gününe denk gelmektedir ve bu gün aynı zamanda Müslümanlar için önemli bir gün olarak kabul edilmektedir. Özellikle Alevi ve Sünni topluluklarda büyük bir önem arz eden bu günde, insanlar büyük bir özveri ile aşure pişirir ve bunu komşuları, akrabalarıyla paylaşırlar.
Aşure pişirmek, görünse de düşündüğünüz kadar basit bir işlem değildir. Her bir malzemenin kendi tadı ve aroması ile bir bütün haline gelmesi, deneyim gerektiren bir süreçtir. Genelde bu tatlıyı yapmanın en kritik kısmı, malzemelerin seçimi ve hazırlanışıdır. Bu temeller üzerine, aynı zamanda aşurenin nasıl sunulacağı ve kiminle paylaşılacağı da önemli bir unsurdur. Ayrıca, aşurenin malzemeleri genellikle; buğday, nohut, fasulye, kuru üzüm, ceviz ve tarçın gibi temel bileşenlerden oluşur. Her bölge ve aile, kendi geleneklerine göre farklı malzemeler ekleyebilir veya çıkarabilir. Ancak genel olarak aşurenin özelliği, paylaşıldıkça güzelleşmesinde yatmaktadır. Yani aslında aşure, sadece bir tatlı değil, samimiyetin ve paylaşmanın sembolüdür.
Her yıl bu gelenekten beslenen insanlar, komşularına, dostlarına aşure pişirir ve bu geleneği sürdürmenin mutluluğunu yaşarlar. Aşure zamanı, toplumsal dayanışmanın, paylaşmanın ve birlikteliğin sembolü olarak tanınır. Aşure pişirmek, sadece bir tatlı hazırlamak değildir; aynı zamanda sevgi, hoşgörü ve kardeşlik duygularını da pekiştirmek anlamına gelir. Bu şekilde, daha sıcak ve anlam dolu bir topluluk oluşturmaya yardımcı olur.
Sonuç olarak, her yıl geleneksel aşure geleneği, sadece lezzetli bir tat sunmakla kalmayıp, bir araya gelişin, paylaşmanın ve sevginin önemini vurgulayan bir etkinlik olarak hayatımızda yer alıyor. Bu yıl da kazanlar kaynamaya başlamış durumda ve toplumsal dayanışmanın, yardımlaşmanın en güzel şekilde sergileneceği bu özel zaman diliminde, herkesin aşurelerinin bereketli ve lezzet dolu olmasını diliyoruz. Unutmayın, aşurenin bir parçası olmak, bu güzel geleneği kutlamak demektir!